Tenekeden Mahalle

Nişantaşı, Teneke Mahallesi
Seçkinler semti Nişantaşı’nın yanı başında, “itilmiş-kakılmışların” yaşadığı bir mahalle var...

Bundan 150 yıl kadar önce Nişantaşı (Teşvikiye-Maçka), vezir vüzera mahallesi olarak iskân edilirken civarı bomboştu. O zamanın seçkinleri, burada ‘teşvik’ maksadıyla bedava dağıtılan arsalara gösterişli konutlar inşa ederek mahalleyi kısa zamanda semte dönüştürdüler. Saraylılar, paşa, vezir, nazır mahdumları zamanla köşklere, konaklara sığmaz olunca bunları yıkıp yerine apartmanlar dikmeye başladılar. Artık semtin bir ucu aşağıda Beşiktaş’a, yukarıda Mecidiyeköy’e, öbür ucu Taksim’e dayanmıştı.

Nişantaşı bütün haşmetiyle Batı tarzı yeni bir yaşama ev sahipliği yaparken, hemen yanı başında bir başka yaşam kültürü yeşermeye başladı. İçi dışı şatafatlı apartmanlarda yaşayanların; suyunu, sütünü, yumurtasını, yoğurdunu, yağını, zerzevatını temin edecek, kapısını bekleyecek, arabasını sürecek, çamaşırını yıkayacak, camını silecek, halısını dövecek, damını aktaracak insanlara ihtiyacı vardı. Bunların da başını sokacak bir eve. Ihlamur vadisine, Fulya tarlasına inen dimdik yokuşlarda, fakir fukaranın çerden çöpte inşa ettiği Teneke Mahallesi işte böyle meydana geldi.

Nişantaşı ile Teneke Mahallesi pek çok açıdan birbirine zıt özellikler gösteriyordu. İlki uzun yıllar boyunca en üst gelir gruplarına mensup bireylere ev sahipliği yaparken, ikincisi en temel ihtiyaçlarını dahi güçlükle karşılayabilen yoksulların yaşam alanı olmuştu.

Teneke Mahallesi’ne Çingeneler, Arnavutlar, Bulgaristan muhacirleri, Araplar, Lazlar ve Kürtler yerleşti. Arnavutlar daha çok bostanlarda yetiştirdikleri ‘domates, biber, patlıcan’ gibi zerzevat ile ve tavuk, yumurta, süt, peynir, yoğurt satarak geçimlerini temin ediyorlardı. Çingeneler kalaycılık yapıyor, sepet, sele örüyor ve zengin evlerinde fal açıyorlardı. Kürtlerse başta kapıcılık olmak üzere kol gücü isteyen en ağır işlerde çalışıyorlardı.

İstanbul’un tenekeden mamul ilk gecekondu mahallesi; haliyle gazetecilerin, yazar-çizer takımının ilgisini çekmekte gecikmemişti. Suad Derviş 1930’da Cumhuriyet gazetesine hazırladığı bir yazı dizisinde, Nişantaşı sosyetesinin Teneke Mahallesi’ni nasıl algılandığını çok güzel anlatmış;
“Teneke Mahallesi uzaktan bakınca yemyeşil ağaçlar içinde tıpkı bir köyü hatırlatır. Fakat sakın içerisine girmeyiniz. O zaman çiçekler arasına gömülmüş bir yuva sandığınız bu yerin aslında bir mezbele olduğunu görürsünüz. Bu mezbele İstanbul’un en temiz semtlerinden olan Şişli ile Nişantaşı’nın tam ortasındadır.”

Derviş’e göre burası, ne kendisinin ne de atalarının içinde yer almadığı, “karanlık” ve “dehşet dolu” bir dünyanın çıplak gerçeğidir. Üstelik bu “karanlık” dünya, yükselen yeni elitin, geçmişlerinden kaçarak sığındıkları yeni yaşam tarzının kurtarılmış bölgesi olan mutena bir semtin yanı başındadır.

Süleyman Nazif, buraya çok yakın oturuyordu. 1933’te kaleme aldığı bir makalesinde; mahalleyi “kaldırımsız, yaz sıcağında bile çamurlu, kışın en soğuk günlerinde bile sinekli” diye anıyor. Çingene folkloru yazarı Osman Cemal Kaygılı ise “Köşe Bucak İstanbul” adlı kitabında, âdeta mahallenin fotoğrafını çekmiş:
“Nişantaşı’nı kaplayan şedadi apartmanlar Beşiktaş bostanlarına doğru iniyor. Birçoğunun içinde geceleri danslı çaylar, çalgılı sofralar, mükellef poker partileri kurulan bu şatafatlı apartmanların az ilerinde Teneke Mahallesi denilen bir yer vardı ki, bu apartmanların suyunu, sütünü, yağını, kömürünü hep bu Teneke Mahallesi sakinleri taşır. Çamaşırını bunlar yıkar, sobasını bunlar kurar, damını bunlar aktarır.”

Refik Halit Karay’ın “Sonuncu Kadeh” adlı romanında da bu mahalle tehlikeli, karanlık, dar, engebeli, pis bir yer olarak tarif ediliyor. Salah Birsel de vaktiyle burada annesiyle beraber, kirası 50 lira olan bir gecekonduda oturmuş. En güzel şiirlerinden biri olan Hacivat’ın evini de bu mahallede yazmıştı;
Hacivat’ın evi / Köşede ufaraktan, / Bir tüfek atımı duraktan, / Kapı pencere elekten, / Döşemeler zemberekten, / Dökülmekten, / Sökülmekten, / İncelmiş süprülmekten.

Teneke Mahallesi sakinleri günümüzde atadan-babadan kalan arsalarını yap-satçı müteahhitlere vererek yerlerine ucuz apartmanlar yaptırdılar. Akkirman Sokak, Elhan Sokak, Melek Sokak, Kevser Sokak, Albay Sadri Alantar Sokak, Şehit İsmet Armağan Sokak, Ebe Kızı Sokak, Miralay Kazım Bey Sokak, Yeni İlhan Sokak’tan oluşan Teneke Mahallesi’nin haliyle adı değişti. Artık buraya Meşrutiyet Mahallesi diyorlar.



Tenekeden bir cadı
Nişantaşı’nın kenar mahallelerinden birinde pis bir kulübeye gittik. Korkunç görünüşlü üfürükçü, başını dahi kaldırmadan, eski bir sedirde oturmuş halde, kirli kumaş parçalarını birbirine dikmekle meşguldü. İhtiyatla ve tiksinerek yanına oturdum. Fal baktırmaya geldiğimi öğrenince, siyah delici gözleriyle, hiddetle beni süzdü. Adımı sorduktan sonra mangala ne olduğu meçhul bir tutam toz serpti. Mangaldan incecik bir duman tavana doğru yükselirken yaşlı büyücü, sanki vecd içerisindeymiş gibi adımı tekrarlamaya başladı. “Dorina Dorina”. Ansızın, çabuk çabuk, anlaşılmaz bir şeyler söylemeye başladı. Sonra giderek sakinleşti. O gün kulübesine girene kadar yaptıklarımı tek tek saydı. Üniformalı, uzun boylu bir adamın benden uzaklara gittiğini ve bir daha onu göremeyeceğimi söyledi. Müteakiben evde üç piyango biletimin olduğunu, çekilişin hiçbir zaman olmayacağından, onları yırtıp atmamı söyledi. Zamanla önceden haber verdiği her şey doğru çıktı. Piyango hakikaten çekilmedi. Zira o sıra hükümet değişmiş ve piyango geçersiz sayılmıştı. Bahsettiği subaya gelince, o hakikaten gitmişti ve onu bir daha hiç göremedim. Üfürükçüyü ziyaretimden aklımda en ziyade yer eden şey, bu pis yerden çıkarken kaşınmaya başlamamdı. Her yerime bilinmeyen türden pek çok haşerat dolmuştu. Falıma çok iyi bakıp, pek yerinde kehanetlerde bulunduğu halde, bir daha ona gitmeye cesaret edemedim.
(Dorina L. Neave, Eski İstanbul’da Hayat, Tercüman 1001 Temel Eser, 1978 s. 111.)

Orhan Pamuk ve Murat Belge’nin gözünden Teneke Mahallesi
Belge:
Ben aslında Modalıyım ama 11 yaşımdayken Nişantaşı’ndaki High School’a (bugün Nişantaşı Anadolu Lisesi) yatılı öğrenci olarak verildim. Nişantaşı’nda gece deyince ilk aklıma gelen şey köpek sürüleridir.
Pamuk: Orası Nişantaşı değil, Teneke Mahallesi’ydi aslında.
Belge: Evet, okul Teneke Mahallesi’ne bitişikti. Bahçede futbol oynarken bazen topumuz kaçardı oraya. O mahallenin çocukları topumuzu alıp kaçarlardı. Peşlerine düşüp topumuzu almaya cesaret edemezdik.
Pamuk: Beni de ailem “sakın oraya gitme yoksa seni kaçırırlar” diye korkuturdu.
(M. Belge – O. Pamuk, Bir Semti Pek Çok Hayatla Paylaşmak, 2009)

SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ